2012
09.04

* Umut Zen kimdir? Biraz bize kendinizden bahseder misiniz?

Ben 1976, Aksaray doğumluyum. Sekiz yaşlarındayken falan başladı müziğe olan alakam. Ama bizim oralarda o zamanlar pek müzik eğitmenliği diye bir şey söz konusu değildi. Ben kendi kendime melodika çalarak başladım. Şarkı söylüyordum falan. İlk okul dönemlerimde akordion çaldım. Lise dönemlerim müzisyenlikle geçti. Yani şarkı söyledim, gene enstrümanlarla ilgilendim. Derken doksan dokuz senesinde konservatuvara girdim. Haliç üniversitesi Türk musikisi şan bölümünü bitirdim. Doksan dokuz yılı da hep idaelize edindiğim albüm projesinin başlangıç yılı oldu. Tabi denemeler, yanılmalar, şarkılar,     repertuvar çalışmaları bu esnada gruplar durumunda konserlerim falan oldu. Bir takım yerlerde çalıştım. Derken öyle devam etti o süreç. Sonra doksan dokuzdan bundan iki buçuk yılı aşkın bir zamana kadar geçen süreçte albümün profesyonel anlamdaki bitiş zamanı. Şimdi de işte elimizdeki o albüm oluştu.

 

* İlk albümünüz mü?

İlk albümüm evet.

 

* Peki ilahiyi rock tarzında söyleme fikri nasıl oluştu?

Şimdi ben ilahi hep okudum zaten. Bu ilahi benim çocukluğumda okuduğum bir ilahidir ayrıca.

 

* İlahiye olan merakınız nerden başladı?

Merak belki aileden olabilir. Yani aileden derken müziğe olan alakam aileden. Bir de mesela çocukken tevcitli kuran dersi falan almıştım. Hani her çocuğu annesi, babası gönderir ya, ben o zamanlar falan yaz tatillerinde ezan okurdum. Hoşuma giderdi, hocam da izin verirdi. Bazı öğle namazlarında falan ezana ben çıkar, okurdum. Bir de kendi melodi tavırlarımla sûre okurdum. Merakım o zamanlardan vardı.

 

* Peki tepki almaktan hiç çekinmediniz mi?

Hayır, hiç çekinmedim. Ben onunla ilgili şey diyorum. Biz dönem dönem yaşadıklarımıza inanırız. Belli bir dönemden sonra da inandıklarımızı yaşarız. Ben inandıklarımı yaşama dönemine geçtim. Bu benim amel ve niyetimde güzelliğine inandığım bir şey. Onun için birilerinin tepkisi beni hiç düşündürtmedi bile yani.

 

* İyi niyetle yaptığım bir işti bu albüm diyorsunuz ve inançlarınızın peşinden gidiyorsunuz yani…

E tabi ki yani. Her insan gibi bende inançlıyım. Ama öyle misyon peşinde falan değilim. Dünyaya musikinin gelme amacı, şekli bir kere ilahi formudur. Batıda da öyle başlamıştır. Yani Bach’ın ilk eserini araştırın Allah’adır, ölürken yazdığı son eseri de Allah’adır. Musiki; dini musiki ve din dışı musiki diye ikiye ayrılmış. Bu zaten var olan bir şey. Bunu sadece ben değil, herkes yapma şansına ve hakkına sahiptir. Ben amacımı ve gayemi biliyorum. Herşeyden önce bunu ben çok istiyordum. Bu benim için çok önemliydi. Sonra ilahilerin çok güzel sanat eserleri olduğuna inanıyorum. Bunların bir şekilde harap olması, helak olması da beni bu işe itti.

 

* Bu ilahinin Arapça ve İngilizce versiyonu mevcut. Yurt dışına açılma gibi bir hedefiniz mi var?

Bu başlıklar böyle olduğunda bana komik geliyor. Ben diyorum ki biz bir iş yaptık. Ve tüm dünyanın ilgi odağı olan bir tasavvuf  gerçeği var. Dahası Hz.Mevlana gerçeği var. Şimdi bu  zemin, bu zenginlik en güzel bizde. Biz bunu eğer hakikaten biraz standartlar üstünde insanlara dinlettirilebilir bir şekle getirirsek, o enerjiyle biz iyi bir noktaya ulaştırdığımızda dünya bize açılsın. Bizim öyle bir gayemiz yok. Ben kendi adıma böyle bir şey düşünmüyorum. Ben İngilizce bilmiyorum mesela. İngilizcesini bir Türk gibi okudum. Özellikle de bir Türk gibi okudum. Benim oradaki bütün hadisem şuydu; görmez gözlerim, tutmaz dizlerim , döner dururumlarda o aklın virane olmasında, o haykırıştaki tasavvuf ilminde anlatılan  insanın psikolojik durumunun bir ingilizceye çevrilmesinde ben nasıl anlıyorsam, onların da öyle anlaması. Benim bütün derdim buydu. Çevirisine çok ciddi eğildim mesela, okumasına değil. Çünkü ben İngiliz aktörlüğü falan yapamam. Benim için neyse o’dur şarkı. Ve özellikle de zaten ben bundan yakınan birisiyim. Bundan yakındığım içinde ben onu tamamen bir Türk’ün okuduğu belli olsun diye okudum. Benim oradaki derdim sadece şudur, üstüne basarak bunu defalarca söyledim. Ben sonuç itibari ile sadece sözlerin anlaşılmasını istedim. Bütün derdimiz bu. Mesajsa, mesaj bu. Bizim açılmamız mı? Hayır hiç öyle bir kompleksimiz yok. Onlar bize açılsın, onlar bizim dinleyicimiz olsun. Onlar bizi keşfetsin ki, zaten keşifteler, bizim keşfedemediğimiz birçok şeyi.

 

* Klipte elinizde sürekli ney görüyoruz. Ney’le alakanız ne zaman başladı?

2003 yılı heralde öyle hatırlıyorum. Benim bir anda oldu ney’e başlamam. İlgim ve alakam… Bir arkadaşıma vesile olmuştum aslında. Bir neyzen vardı ona götürdüm, ney aldık falan. O uğraşırken öyle okul kantininde benim alakam vardır mesela, böyle enstrümanlarla benim sohbetim vardır. Virtiöz değilim ama tanbur çalarım, ud çalarım. İşte rebab bir dönem uğraştım. Kendi kendime bir yerde gitar bulduğum zaman gitar çalarım. Enstrümanlara karşı bir ilgim var yani. Mesela etnik enstrümanları bir yerde dolaşırken gördüğüm  zaman elime alır çalarım. Şöyle ki, ben başka bir mantıkta yaklaştığım için ilk defa elime aldığım bir enstrümanla bile birşey çalarım. Ney de öyle başladı benim için. Ama tabi neyzen falan değilim. Öyle kendi kendime ilgileniyorum. Birçok enstrümanla ilgilendiğim gibi.

 

* Hz. Mevlana’dan söz ettiniz. Araştırdınız ve okudunuz mu? Nasıl başladı ilginiz?

Biz aslında dünyaya o kadar donanımlı geliyoruz ki! Biraz kendinizle iştirak halinde olursanız zaten böyle içinizde ciddi anlamda o felsefe dönüyor. İlla bunu okuyalım, araştıralıma gerek kalmıyor aslında.Tabi ki baba Konya’lıdır benim. Çocuk yaşlarda hep o tarafa gittik, geldik. Akrabalarımın bir çoğu oradadır falan. Ama ilgim ve alakam tabi ister istemez sizin uğraştığınız şeyle olur. İnsan olmakla uğraşıyorsan, zaten Hz.Mevlana ile uğraşıyorsundur. İlla da açıp bir kitap okumanıza gerek kalmıyor. Zaten o bilgiler kitap olarak sizde olduğu için, siz, onu davet edersiniz, uğraşırsınız o bilgiler önünüze gelir. Ve bir bakarsınız ki o felsefenin içine dahil olmuşsunuz, yürümeye başlamışsınız.

 

Klibiniz çok güzel ve ilginç. Semazenler dikkat çekiyor. Sizin bir ilginiz var mı?

Çok isterim ama o çocuklarla konuşuyorum, o da tıpkı enstrümana başlamak gibi, müziğe başlamak gibi çok zaman istiyor. Bir başlangıcı lazım. Hatta muhabbet ediyoruz belki bu kış onlarla bende gideceğim. Eğitimini alalım, öğrenelim diye.

 

* Klibinizle ilgili biraz bilgi verir misiniz? Kim çekti? Kostüm ve sanat tasarımı kime ait mesela?

Klibi; Teoman Topçu çekti. Kostüm tasarımı; Koray Kasap imajı yaptı, Yasemin Akat elbiseleri tasarladı, dikti. Ama çok entresan bir gelişim var. O da şudur; biz aslında hepimiz bu işe bir vesile olduk. Herkes kendi payına düşen profesyoneller bu işin merkezine geldiler. Bir anda önce şarkıyla başladı. Sonra o kadar böyle hazırlandı ki, çok kompleksiz bir şekilde hazırlandı. Yani düşünülmedi şöyle yaparsak, şuraya şunu koyarsak falan tarzında değil. Herkes işini iyi yapan herkes bu projenin içerisine girdi. Bu projede yapılması gereken şeyleri yaptı ve böyle bir şey çıktı ortaya.

 

* Peki albümde kimlerin emeği var? Kimlerle çalıştınız?

Barış Kutupoğlu dediğim gibi başından sonuna kadar, projenin temelinde hem şarkılarıyla, hem fikriyle, hem usulüyle, ûslubuyla biz beraber başladık, o var. Okuldan arenjeleri yapan arkadaşlarımız, okuldan arkadaşlarımızdı gene. Onlarla beraber çalıştık. Murat Eryalçın ve Ali Çehreli. Koray Kasap var, Yasemin Akat, Teoman Topçu. Bütün projenin başında, mimarlığında Şahin Özer var. Siz sanatçı olaraktan ya da müzisyen olaraktan bir şeyler düşünürsünüz ama prodüsyon başka bir beyindedir. Allah’a çok şükür bu işin prodüksyonunu da Şahin abi de dahil olmak üzere biz vitrin olduk. Şahin abininde niyeti hep şuydu  hep halk içindir şarkıcı. Bundan sonra da böyle bir kere de, hakka bir şeyler yapalım zaten o halka gidecektir gibisinden. Hani bu parelellikte bu titizlikte yürüdüğümüz için herkes o anlamda o hoşluğun içerisinde.

 

No Comment.

Add Your Comment